18 Nisan 2008 Cuma

TC-JPF


J HARFİ VE BEN

Gariptir sahip olduğum tüm arabaların plakalarında J harfi oldu.J harfi plakalarımın vazgeçilmez bir parçası oldular.Sabah işe gelirken Türk Hava Yollarına ait "yozgat" isimli msn(manufacturer serial number)nosu 2984 olan airbus a320-232 tip uçağının en sevdiğim demir kuş olduğunu farkettim."yozgat"isimli bu elektronik kuş TC-JPF kuyruk numarası ile sivil havacılık kurumuna tescillenmiş.J ayrılmaz plaka harfimken PF de kendilerini hayatımın önemli bir parçası yaptığım Pink Floyd grubunun initialları..seviyorum ben bu "yozgat" uçağını..

17 Nisan 2008 Perşembe

dün gece

yoğun bir iş gününün sonunda adam kadını aradı..bu akşam çok canım sıkkın beraber yeşilköye balık yemeğe gidelim bir iki kadeh bir şeyler içeriz dedi..kadın bütün gün ona asılan ama bir türlü kimseyle paylaşamadığı müdürünün verdiği sıkıntıyla bu teklifi hemen kabul etti..adam müdür grisi şirket arabasıyla kadını aldı..balık yiyip rakı içtiler..rakının ve ortamın etkisiyle kadın adama müdüründen bahsetti..adam kızdı..kadın neden anlattım ki diye düşündü..güzel geceleri mahvolmak üzereydi..arabaya bindiler..sahil yolundan evlerine dönen bu iki yakın insan,iki farklı ambulans ile iki farklı hastaneye doğru yola çıktılar..birbirlerini tanımaları,evli olmaları,annesinin arabasını çalan 17 yaşındaki potansiyel sapık oğullarının artık onları birbirlerine bağlayan bir önemi yoktu..iki yabancı olarak sedye üzerinde hastaneye gidiyorlardı..adam müdüre duyduğu sinirle daha dikkatsiz araba kullanmıştı..çok içmemişti belki,ama...
yine aklıma geldi yazmadan edemedim..yukarıda anlattıklarım tabi ki bildiğim bir olay değil ama bu ve buna benzer senaryolar yazılabilir,duyulabilir..dün gece eve dönerken kadim dostumla ilk önce alkol çevirmesi zannettiğimiz daha sonra kaza olduğunu anladığımız kargaşada aklıma geldi..yanınızdakini ne kadar sevdiğiniz,ona ne kadar kızdığınız,ne kadar yakın veya uzak olduğunuzun bir anlmaı olmuyor..iki ayrı ambulansla iki ayrı hastaneye giderken ne kadar yabancısınız..kavgalar,ihtiraslar,kızgınlıkla ne kadar önemsiz oluyor..sevdikleriniz elinizden nasıl da kayıp gidebiliyor..herhalde şu son zamanlarda reklamlarda çıkan "dejavu"nun yaşanmak istenmediği en kazık hatıradır..on dakika geç gidilen ev,veya on dakika geç yatılan yatak neyi değiştirirki...ve asıl önemlisi kim veya ne bizi bu kadar yakın olduklarımıza uzaklaştırmak için değiştiriyor?

16 Nisan 2008 Çarşamba

o gün

içimdekileri yazmadan durmam anlamsız artık..sıkıntı yapıyor,midem ağrıyor ve düşüncülerim artık taşıyamayacağım hale geliyor..hayatı devam ettirmek için zorunlu olarak,ümitsizce sıkışıp kaldığımız çelik ve beton binalar sizi olmak istediğiniz canlıdan çıkarıp yüzümüze taktığımız sahte maskelerle ortada palyaço gibi gezdirirken yakaladığınız boşlukta kendiniz olmak ne zor..olunduğunda etrafınızdakilerin size uzaylı gibi davranması düşündürücü..neyse çok klişe ve bilinen şeyler bu yazdıklarım ..o gün derken dünden bahsetmek istiyorum..çelik binadan çıkılır, apron otobüsü denilen büyük geniş araca binilir ve pf'den coming back to life kulaklara akıtılır..demir kuşlardan kurtulmak için gereken kapıya gelindiğinde otobüsten inmek unutulur,tekrar çelik binaya gelinir .. dedim ki kendi kendime "acaba hiç gitmedin mi?" sonra otobüsün tekrar dolduğunu ve şarkıyı tekrar dinlemek için caba sarfettiğimi hatırlıyorum..sonrası yabancı olduğum belki 10 senedir hiç yürümediğim görmediğim insanların yolların binaların sarmalındayım..nasıl oldu diye düşünmeden edemiyorum..nasıl olur da hayatımızı bu kadar kontolümüz dışımızda ki manyaklarının elinde çoçuk oyuncağı yapıyoruz ve nedir bizi bu kadar bir anda yabancı kılan bütün olanlara?..ve neden korkuyoruz bizi kendimiz kılan melodilere,olaylara insanlara..şimdidlik bu kadar..