16 Nisan 2008 Çarşamba

o gün

içimdekileri yazmadan durmam anlamsız artık..sıkıntı yapıyor,midem ağrıyor ve düşüncülerim artık taşıyamayacağım hale geliyor..hayatı devam ettirmek için zorunlu olarak,ümitsizce sıkışıp kaldığımız çelik ve beton binalar sizi olmak istediğiniz canlıdan çıkarıp yüzümüze taktığımız sahte maskelerle ortada palyaço gibi gezdirirken yakaladığınız boşlukta kendiniz olmak ne zor..olunduğunda etrafınızdakilerin size uzaylı gibi davranması düşündürücü..neyse çok klişe ve bilinen şeyler bu yazdıklarım ..o gün derken dünden bahsetmek istiyorum..çelik binadan çıkılır, apron otobüsü denilen büyük geniş araca binilir ve pf'den coming back to life kulaklara akıtılır..demir kuşlardan kurtulmak için gereken kapıya gelindiğinde otobüsten inmek unutulur,tekrar çelik binaya gelinir .. dedim ki kendi kendime "acaba hiç gitmedin mi?" sonra otobüsün tekrar dolduğunu ve şarkıyı tekrar dinlemek için caba sarfettiğimi hatırlıyorum..sonrası yabancı olduğum belki 10 senedir hiç yürümediğim görmediğim insanların yolların binaların sarmalındayım..nasıl oldu diye düşünmeden edemiyorum..nasıl olur da hayatımızı bu kadar kontolümüz dışımızda ki manyaklarının elinde çoçuk oyuncağı yapıyoruz ve nedir bizi bu kadar bir anda yabancı kılan bütün olanlara?..ve neden korkuyoruz bizi kendimiz kılan melodilere,olaylara insanlara..şimdidlik bu kadar..

1 yorum:

bludsucker dedi ki...

Çelik, beton, dizel, silikon, lazer, prosedür ... etc ... bayar! Çok saglam kaçışlar lazım.
Bazen beyninle beraber olmasa da vücudun o kaçışları buldurur sana. Kulaklıkların arasına hapsoluverirsin otobüste işte.
Bira, müzik, t-shirt, deniz, bahar esintisi, sulu ev yemeği, yırtmaç, dantel ... et ... baymaz! İyi gelir.
Ayegrii!